İLERİCİ, DEVRİMCİ, DEVRİMCİ-DEMOKRAT,
SOL/SOSYALİST KÜRT GENÇLERİMİZE DOSTANE BİR TEMBİH VE MÜLAYİM BİR HİCVİYE
İlerici, devrimci, devrimci-demokrat ve sol/sosyalist genç Kürt kardeşlerim,
Türkiye’de, “çözüm” sever ve “İslam” sever bir “yeni sol” türemiştir; icad
edilmiştir de doğrudur; en doğrusu projedir; bu “yeni sol” projesinin meselesi,
ne laikliğe saldırı, ne gericileşme, ne dinselleşme, ne 12 Eylül faşist
diktatörlüğü, ne karanlık, ne sömürü, ne sendikasızlık, ne örgütsüzlük, ne işçi
haklarına saldırı, ne emekçi halka saldırı, ne de Kürt halkının vazgeçilmez
tarihsel çıkarlarına saldırıdır; bir ilkel aşiret “komünü” ütopyası ile sinsice
boğulmuş olan Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkı ise umurlarında değildir!
“Yeni sol”un sadece iki temel meselesi vardır; “çözüm” ve “İslam”; bunun için
partiler bölünmüş, ittifaklar çözülmüş, yeni partiler ve yeni ittifaklar ufka
düşmüştür!
Bu iki temel mesele, aynı zamanda ABD emperyalizminin ve “yeni” 12 Eylül
rejiminin de meselesidir; daha açıkçası, bu temel iki mesele, bunların meselesi
olduğu içindir ki,”yeni sol” da bunu temel meselesi yapmıştır; öyleyse “yeni
sol” derken ,”resmi sol”u anlamak gerekmektedir!
Yani, çoktandır sınıftan kaçan, sınıfı aşağılayan, devletçiliğe, hatta laikliğe
bile “faşizm” diyen, halkın vazgeçilmez çıkarları yerine, şu ünlü dinden
kurtarmayan ama din özgürlüğü veren, mülkiyetten kurtarmayan ama mülkiyet hakkı
veren, çalışmaktan kurtarmayan ama girişim hakkı veren,“doğuştan gelen insan
hakları” veren; cumhuriyet yerine, şu bir kültürler toplamına indirgenen,
devletin biçimlerinden biri olduğu, sınıfların varlığında ortaya çıktığı
unutulan “demokrasi” yi veren; sınıfsal kimlik yerine, etnik “kimlik” veren;
“özgürlük” deyince, beş yaşında bebelerin ”kapatılma özgürlüğü” nü anlayan,
aynı coğrafyada bir devlete deccal muamelesi yaparken, bir diğer devlet ile
yönetişen “sivil” mi “sivil” toplum örgütlerini anlamak gerekmektedir!
HDP’nin önüne yerleştirilmeye çalışıldığı bu “yeni sol”un ki “yeni” dediğime
bakmayın, en az 30 yıllık bir “sol”dur, şimdi sadece biraz daha
"yeni"dir,hepsi budur,bu temel sorunlara verdiği cevap ise apaçık
ortadadır:
“Kürt mücadelesinin ortaya çıkardığı dinamikleri, Batı’da cumhuriyetçi ve laik
eksene kaydırmamak” ve “halkın ılımlı mı ılımlı İslamına” dokunmamak!
Bu cevap, ABD emperyalizminin, Türkiye’nin ve Kürt coğrafyasının egemen
sınıflarının Büyük Ortadoğu Planları ile uyumlu ve hem Türkiye’nin işçi ve
emekçilerinin ve hem de Kürt emekçi halkının tarihsel ve vazgeçilmez çıkarları
ile uyumsuzdur; hatta eşyanın tabiatına uygun olarak, karşısındadır; başka
türlüsü de mümkün değildir; çünkü ortada, ne Türkiye’nin işçi ve emekçilerinin
cephesinde, ne de Kürt emekçi halkının cephesinde, elde edilmiş, elde edilmesi
muhtemel bir kurtuluş vardır!
Devrime ise hem bacalar ve hem de kapılar sımsıkı kapalıdır!
“Devrim”i ve “devrimciliği” telaffuz edenlerle,”çözüm” ve “İslam” hususunda
tereddüt edenlere ise “bacadan girmiş” muamelesi yapılmakta ve “kapıdan
kovulmaktadır”.
Ey Kürt gençliği!
Biz biliyor ve görüyoruz ki, bu ”yeni sol” gençliğin, birinci vazifesi,
Amerikan himayesinde, amerikan Paxı’nın selametinin yüzü suyu hürmetine, bir
amerikan mandası misli ilkel bir aşiret komünü uğruna, Kürtlerin kendi
kaderlerini kendilerinin özgürce tayin haklarından vazgeçmeyi, ABD
emperyalizminin, Türk ve Kürt egemen sınıflarının ve bilumum işbirlikçilerinin
sorunlarının “çözümünü”, “seküler
vitrinli İslamlaştırmayı” sevmektir.
Mevcudiyetinin yegâne temeli budur ve yine biliyor ve görüyoruz ki, bu
temel,ABD emperyalizmi ve Kürt Türk egemenleri için en kıymetli hazinedir!
Peki, senin birinci vazifen ve vazgeçilmez vazifen nedir, bunu düşünmeyi hiç
düşündün mü?
Asıl mesele budur!
Düşünmeyi unutmadıysan, düşünmeyi düşünmeye başladı isen, şu gerçeği
hatırlamalısın;
Egemen sınıflar, ideolojilerine sadık değillerdir; bu nedenle Kemalizmden
vazgeçmekte zorluk çekmediler; dinci ideolojiyi benimsemekte ise hiç
zorlanmadılar; ayrıca ABD emperyalizmi ve bağlaşıkları, son tahlilde, sınıfsal
doğaları gereği, onurlu, emekçiden yana, devrimci ve özgürlükçü hiçbir Kürdü
kabul edemez; sadakatleri burada katıdır ve Kürt gericiliği ile Türk
gericiliğini kaynaştırmak hala temel politikalarıdır; ne var ki, Suriye’de Esad
rejimini düşürememiş olmalarının ve bu çerçevede besledikleri ve büyüttükleri
adamlarını istedikleri gibi kontrol edememiş olmalarının getirdiği sıkışmışlık
içinde, Barzani’nin gücüne ve Erdoğan’a güvenemeyeceğini de anlamış olmalarının
güvensizliğinde kendilerine yeni ve modern vasaller aramaktadırlar; imkânlar da
imkânsızlıklar da bir yumak misli buradadır ve en tercih edilebilir
vasallerinin PKK’nin genç potansiyel muhipleri olduğu bir sır değildir; buna,
Türkiye’nin büyük büyük zenginlerinin ve Kürtlerin ağalarının, beylerinin, aşiret
reislerinin, tarikat şeyhlerinin ve elbette daha da zenginleşmek isteyen
burjuvalarının yanında, HDP’nin de, KÖH’ün de ve elbette bir önde giden “önder”
olarak Öcalan’ın da hem taraf olduğu aşikârdır!
Tarihin, maddi yaşamın gerçekleri üzerinden şekillenen mantığının işaret ettiği
bu gerçekliği unutma!
Unutma ki, nerede duracağına, nerede durmayacağına, yani, resmi ideoloji ve
politikalara boğazına kadar batmış, anti-laik, halktan uzaklaşmış, sınıftan
uzaklaşmış, resmi politikalara ve yeni mürteciliğe sonuna kadar açık, “yeni
sol”un durduğu yerde mi, yoksa laik, ilerici Kürt devrimcileri ile laik,
ilerici Türk devrimcilerinin birlikteliğinin durduğu yerde ve ezilen ve
sömürülen Kürt ve Türk emekçilerinin vazgeçilmez tarihsel hakları için mücadele
ve Kürt ve Türk emekçilerinin laiklik, halkçılık, ilericilik, devrimcilik,
eşitlikçilik, özgürlükçülük ve kardeşlik ve elbette ortakçılık ekseninde
konuşlanarak kuracakları, sosyalizme açık emekçi cumhuriyeti için, Türk
devrimcileri ile birlikte mihmandarlık ekseninde mi duracağına, devrimci bir
özne olarak kendi insiyatifinde, kendi bağımsız iradenle karar verebilesin!
Böylece de, tarihe ve Kürt, Türk ezilen ve sömürülen bütün halkların işçi ve
emekçilerine mahcup olmayasın!
İlerici, devrimci, devrimci-demokrat ve sol/sosyalist genç kardeşlerim, dinci
siyasal akımlar, ülkeyi burjuva dönemin de gerisine çekmek içindir; sosyalizm
ise kendisini burjuva dönemin sonrası olarak tanıtıyor; öyleyse bu ikisi yan
yana getirilemez!
Elbette Türkiye’de insanlar, okullara, sokakta yasak olmayan her kıyafetle
girebilmelidirler; isteyen sakalla ve isteyen türban ile okullara,
üniversitelere girebilmelidirler.
Bu ayrıdır, ancak Türkiye’de bir laisizm sorunu vardır ve türban, dinci
politikayı yoğunlaştırmak amacıyla bir kampanyaya dönüştürülmüştür; dinci
siyasal akımlar, türban özgürlüğünü, türbanla üniversiteye girebilme
özgürlüğünü, özgürlüklere inandıkları için değil, dinci politikayı
yoğunlaştırmak amacıyla bir kampanyaya dönüştürmüş ve önemli oranda başarılı
olmuşlardır; bu anlamda, sosyalistlerin buna karşı çıkmış olması normaldir ve
hem hakkı, hem de görevidir ve bu da ayrıdır ve daha önemlidir.
Bugün bir erkeğin ya da bir bayanın kısa şort ile camiye girmesi mümkün
değildir; hatta ayakkabı ile girmek de yasaktır; camiye girerken giysi ve
abdest koşulları aranırken, üniversitelere girerken, üniversite yönetiminin
koyduğu kuralları “zulüm” saymak, bunun için ayaklanmak, çifte standarttır;
hatta daha ötesidir; bu ancak faşistlere ve yobazlara yakışır!
Gezi direnişi sırasında, yaralananların tedavi amaçlı camilere sığınmaları
sırasında “ayakkabılarla girildi” gerekçesiyle az vaveyla koparılmamıştır!
Bu anlamda ilerici, devrimci gençlerin, sosyalistlerin, “türban özgürlüğü”
gerekçesiyle, yobazlarla ve faşistlerle ortak eylemlere girişmeleri, dinci
akımlarla empati kurmaları, tarihe pek de hoş harflerle kaydedilmemiştir.
Hiçbir gerekçe, ilerici – devrimci gençlerimizi, sosyalistlerimizi yobazlarla
ve faşistlerle bir eylem birliği içinde olmasını haklı göstermez!
Solculuk ve devrimcilik, tutarlılık ve süreklilik isteyen bir yaşam biçimidir;
evlerinde ve pek çok üniversitede, hatta İstanbul hapishanelerinde, Diyarbakır
hapishanelerinde, devrimci gençlerimizi katledenler faşistlerdir, yobazlardır;
önderiniz Öcalan’ın sık sık model olarak gösterdiği devrimci gençlik ABD
emperyalizmine karşı yürüyüşe geçtiğinde, üzerlerine palalarla, silahlarla
saldıranlar, yobazlardı; daha dün tarihe “Gezi Direnişi” olarak kaydedilen halk
hareketinde gençlere palalarla saldıran, kurşun ve biber gazı sıkan, gençlerin
yaralanmalarına ve ölmelerine sebep olan, yobazlığın dürtüsüyle hareket eden
siviller ve polislerdi!
“Türbana özgürlük” gibi, ”darbelere dur de” gibi kampanyaların arkasındakiler
de, geçmişte devlet denetimli “komünizmle mücadele derneklerinin” içinde
örgütlenmiş, şimdi devletin kilit noktalarında kadrolaşmış oldukları resmi
olarak tescillenmiş, dinci-gerici, yobaz kadrolardır, onların izleyicileridir.
Bunları unutup, ABD emperyalizminin fetvasıyla, yobazların türbanlarını
savunmak, “Demokratik İslam Açılım”larıyla sarıklı yobazlara alan açmak,
tarikat şeyhlerini meşrulaştırmak, devrimcilerimize, sosyalistlerimize düşmez!
Sosyalizme, sınıfsız bir dünyaya, onun insanına vurgu ile dolaşırken,
Türkiye’ye karanlığın, “Komünizmle Mücadele Dernekleri “ içindeki yobazlarla
geldiğini unutmak, bu yobazlarla kol kola omuz omuza,“ yobazlığa özgürlük”
demek olan eylemlerde bir araya gelmek, yobazların kestanelerini ateşten almak
gafletinde bulunmak, devrimcilere, sosyalistlere hiç yakışmaz, yakışmamıştır,
yakışmıyor!
İlerici-devrimci, devrimci-demokrat gençlerimiz, sosyalistlerimiz, kendi
mücadelesini kendileri vermek zorundadır; mücadelelerinde yobazlara ve
faşistlere ihtiyaçları yoktur, buralardan taban yapmaya çalışmak beyhude
çabadır; daha kötüsü ahmaklıktır!
Elbette bu alanda izlenen sinsi politikaların, bu yobaz kampanyaların yobazlığa
alan açmasında önemi büyüktür; bu aşırı yasakçı politikalar da, bu
politikaların tuzaklarına gelmek de sosyalistlerden bağımsızdır, onlara uzaktır
ve bu aşırı yasakçı politikalar, TC’nin yönetimini çoktan dinci akımlara teslim
etmiş olan, laisizmden de Kemalizmden de çoktan uzaklaşmış olan “Kemalist”
yüksek kadrolar eliyle uygulanmıştır!
İnsanlık tarihi aynı zamanda bir ilericilik - gericilik tarihidir; dünyanın hiçbir
yerinde ilericilik-gericilik ayrımını ve tartışmasını ortadan kaldırmak mümkün
olmamıştır; ancak ilerici ya da gerici olarak nitelenen kişiler yer
değiştirebilir.
İlerleme yönündeki gelişmenin merkezinde ise sınıf savaşı vardır. O nedenle
gericiliğe karşı mücadele kendiliğinden ileri ve ilericidir ve de sınıf
mücadelesinin içindedir.
Aydınlık, eşitlikçi, ortakçı geleceğimizde, yobazlığın, yobazların yeri yoktur;
katkısı da olamaz; olsa olsa köstek olurlar ve olmuşlardır; aydınlık ve ortakçı
geleceğimizin gecikmesinde en büyük pay onlarındır!
Yobazlıklarının özgürlüğünden, bu toplumu ilerletecek herhangi bir şey çıkmaz,
çıkmamıştır; aksine, toplumsal gelişmenin, ilerlemenin, hatta aklın önündeki en
büyük engel olmuşlar, olmaktadırlar!
Öyleyse, bir kez daha vurgulamalıyım ki, yobazların türbanlarını savunmak,
ilerici, devrimci, devrimci-demokrat gençlerimize, sosyalistlerimize düşmez;
onlara aydınlık, eşitlikçi, ortakçı geleceğimiz için kendi şanlı mücadeleleri
yeter!
Tüm ilerici, devrimci, devrimci-demokrat, sol/sosyalist Kürt gençlerimize, Türk
devrimci gençliği ile omuz omuza, karanlığa karşı, zulme ve sömürüye karşı,
üretimde özgürlüğün önündeki engellere karşı, bilimin, bilinçlenmenin önündeki
engellere karşı, aydınlık ve ortakçı düzenimiz için yürüttükleri, yürütecekleri
şanlı ve onurlu mücadelelerinde zaferler diliyorum.
Kurtuluş Türk –Kürt tüm emekçilerin birlikteliğinden doğacaktır!
Kurtuluş, tüm ilerici-devrimci Kürtlerle, Tüm ilerici –devrimci Türklerin
kardeşçe birlikteliği üzerinden yükselecektir!
Kurtuluş, hem Kürtlerin, hem Türklerindir ve bu geniş coğrafyanın tüm ezilen,
sömürülen halklarının, sınıflarınındır!
Kürt ilerici-devrimcileri ile Türk ilerici-devrimcilerinin birlikteliği, Kürt
gericiliği ile Türk gericiliğin ittifakı önündeki en nesnel engeldir!
Yaşasın Kürt ve Türk emekçilerinin birlikte ve kendi elleri ile kuracakları
laik, halkçı, eşitlikçi, ortakçı, emekçi cumhuriyeti!
Yaşasın insana en çok yakışan sosyalizm!
Fikret Uzun
02-Ekim-2015