KÜRT MESELESİNDE TÜM KAFASI KARIŞIK OLANLARA AÇIK OLMAK ÜZERE
LASALLE1 MAHLASLI FORUM ÜYESİNE SAMİMİ BİR MEKTUP
Lasalle1 kardeşim, “Benim kafamın karışık olduğu doğru bir tespittir. Buna
itiraz etmem kafamı karıştıran en önemli şey kürd sorunudur bu işin içinde
emperyalistler var ancak leninin ukkthsi de var ikisi çakışıyor ve benim kafamı
karıştırıyor.” demişsin!
Demek ki, tespitimdeki birinci ihtimali kabul etmeyi tercih etmişsin; yani
demek ki, “kafanın karışık olduğunu” kabul ederek,“tartışmacılık oyunu oynayan
elmanın bir parçası olmadığını” düşünmemizi istiyorsun!
Dediğim gibi, baktığım yerden farklı görünse de, bunu senden daha iyi kimse
bilemez ve sen şimdi bize bunun örneğini verdin ama henüz kuşkularımızı
dağıtmadın; yani kafanın karışık olduğu yönündeki çıkarsamayı hiç tereddüt
etmeden kabul ederek, “tartışmacılık oyunu oynayan elmanın bir parçası
olduğunu“ gözlerden ve akıllardan uzaklaştırmak istemiş olabilirsin!
Göreceğiz!
Diğer yandan, “PKK ile TAK aynıdır” demişsin ama muhtemel senin de
gönüldaşlığın olduğu, bir TKP artığı olan ve ” illegal” takılan bir “k”p’ nin
muhipliği ile HDP muhipliğini aynı kareye sığdıran AKSEYMEN abin, ”Değildir…
İçinde eski PKK lı (buradaki yazım şekli vurgunun “pekaka” yönünde olduğunu ve
“Pekeke” lilerin buna fena halde bozulduğunu da atlama sakın) unsurlar vardır
ama ideolojik olarak ve eylemsellik açıdan çok farklıdır.” Diyerek ve daha
sonra dedikleriyle de seni pek çabuk “aydınlatmakla” beğenilerini bile almıştır!
Evet, AKSEYMEN abinin bir sözü ile “TAK ile PKK nin birbirinden bağımsız
olmadığı” yönündeki kendi iddianın doğru olmadığına, hem de iddianı doğrulayıcı
yönde bizzat PKK’nin yetkilileri tarafından beyanatlar verilmiş olmasına
karşın, pek çabuk ikna olmuşsun; Ürüncülerle ilgili sorularına verdiği
cevaplara da pek çabuk ikna olmuşsun, Tak konusundaki netleştirici sorulara ya
da bu sorulara kapı açan açıklamalara ise bigâne kalmışsın!
Hele, AKSEYMEN abine, “Ürün dergisi ve çevresinin tkp ismini alabilmesi doğal
değil mi tkp 1920 gerçek tkp değil mi yani?” diye sorman ve AKSEYMEN abinin, el
cevap, “Çok tartışmalı bir konu... Forumda defalarca tartışıldı...TKP isminin
sosyal getirisi çok olduğundan, sahiplenenler de fazla...Önemli olan ismin
değil, kadroların nerde olduğudur…” diyerek “Takip etmek istersen…TKP.online
org var…Politika gazetesi var…” diye adres göstermesi üzerine hemen aydınlanman
ve “beğendi” çakman oldukça ilginç ve komik, bir o kadar da zihin açıcı!
Bana hatırlatırsan, AKSEYMEN’lerin muhibbi olduğu bu adres gösterdiği “komünist
parti” yi ve Politika “gazetesi"ni ve Aydın Enginleri, Oya Baydarları,
anlatırım!
Elbette Ürüncü T”K”P yi de, H”T”KP’yi de SİP-T”K” P’yi de diğerlerini de
anlatırım; fakat mesele bu değil, mesele KÖH muhiplerinin köylü
kurnazlıklarıdır; ABD emperyalizminin ve dinci-gerici, osmanik- islamik faşist
12 Eylül rejiminin politikaları ile senkronize hareket ettikleri gerçeğinin,
Kürt halkının vazgeçilmez tarihsel çıkarları doğrultusundaki UKKTH düsturundan
çoktan vazgeçtikleri gerçeğinin, Marxizm-Leninizmi “aşıyorumculuk” oyunu ile,
Marxizm-Leninizmden çoktan uzaklaştıkları ve Kürt hareketini de, Kürt halkını
da devrimcisizleştirmek için ellerinden geleni yaptıkları gerçeğinin, Kürt
hareketinin içindeki devrimci damarlara yönelik saldırılara, tertiplere,
sinsiliklere göz yumdukları gerçeğinin ve elbette tüm bu sinsi çabalara karşın,
pişkinlikle kendilerini devrimci, hatta en sosyalist göstermek için, türlü
çeşit köylü kurnazlığı yaptıkları gerçeğinin üzerini örtmek için sürdürdükleri
köylü kurnazlıklarıdır!
Velhasıl mesele, KÖH’ün, Öcalan’ın, HDP’nin ve tümümün tüm muhiplerinin ABD
emperyalizminin bu bölgede bin yıl sürmesini planladığı bir pax-Amerikana
borazanını öttürmeyi garantilemek için uyguladığı politikalarla senkronize
hareket etmekte, bu borazanın sesinin Kürt tonunda olması karşılığında, beis
görmedikleri gerçeğinin üzerini örtmek için sürdürdükleri köylü
kurnazlıklarıdır!
Yani her şeyin, devrimci renkleri budanmış, hatta önemli oranda
gericileştirilmiş, dincileştirilmiş, ABD emperyalizmi ve “yeni” 12 Eylül rejimi
karşısında itaatkâr bir Kürt hareketi yaratmak için olduğu gerçeğinin üzerini
örtmek için sürdürülen köylü kurnazlıklarıdır!
Yoksa onlar için Ürüncü T”K”P’nin de, H”T”KP’nin de SİP-T”K” P’nin de ve hatta
“İP” in de komünist olmamaları veya reformist olmaları, hatta devletin ipini
tutuyor olmaları da dert değildir; tek dertleri, çatılarının altına girmeyerek,
koyu bir karanlıkla örtünmeye mahkûm olan KÖH’ün, daha fazla devrimci renk
çalmasına engel olmalarıdır!
Keza İP’in ve daha çok da Perinçek’in öteden beri ve hâlâ istedikleri tam da
budur! Yani hem devrimci görünüp, hem de bütün devrimci damarları kurutulmuş ve
12 Eylül rejiminin bölge nezdinde emperyal emellerinin gerçekleşmesine yardım
edecek bir KÖH'e itirazı yoktur!
Yani “kafası karışık” kardeşim, bu açıklamalara ve sorulara bigâne kalıp,
AKSEYMEN abi’ nin “aydınlatıcı” ama bir o kadar da senin iddianı çürütmek için
herhangi bir maddi kanıt koymadan olumsuzlayan açıklamalarına tereddütsüz biat
etmiş olmakla, “kafası karışık olduğun“ dan çok, “bir tartışmacılık oyunu
oynayan elmanın parçası” olma yönünde hızla ilerlemeye çalıştığını
düşündürtüyorsun; ama gene de ve hâlâ, bunu en iyi sen bilirsin!
Bununla birlikte, kafanın karışıklığının kaynağında Kürt sorunu olduğunu ve bu
işin içinde emperyalistlerin olduğunu ve buna karşın Lenin’in UKKTH ilkesi
olduğunu bu ikisinin “çakıştığını” bunun da senin kafanı karıştırdığını
söylemekle de daha çok “kafa karışıklığı” içinde olmanın resmini veriyorsun;
dedim ya at izi ile it izinin karışık olduğu bir atmosferde buradaki farkı,
maddi dayanaklarıyla kesinkes tespit etmek çok zor; ancak teorik olarak, o da
gerçeğin yaklaşık ifadesi olan bir sonuca varılabilir; yani bunu en doğru
olarak sen bilebilirsin!
Fakat bu vesile ile bir de düzeltme yapmamız gerekiyor; bu ikisi, yani işin
içine emperyalizmin girmesi ve UKKTH, çakışmanın değil, çatışmanın ifadesidir!
UKKTH, işin içine emperyalizmin girmesini reddeder; çünkü emperyalizm, ezilen
bir halkın vazgeçilmez tarihsel çıkarları çerçevesindeki bir KKTH’nın kesinkes
karşısındadır ve düşmanıdır; bu yüzden işin içine emperyalizm girerse bu,
UKKTH’nın selameti için değil, boğulması ya da emperyalizmin çıkarları
çerçevesinde çözülmesi içindir!
Emperyalizm girdiği her yere sömürüsü ile birlikte, kan ve gözyaşı götürür ama
hiçbir zaman ezilen halkların vazgeçilmez tarihsel çıkarları çerçevesindeki bir
kurtuluşa kapı bile açmaz; doğası gereği açamaz; buradan hareketle emperyalizmle
ittifak içinde UKKTH’nın kotarılmasının mümkün olmadığı sonucunu çıkarmak hiç
de zor değildir ve tarihte hiçbir kurtuluş hareketi, emperyalizme karşı
durmadan zafere erişememiştir!
Yani ulusal sorunun çözümü, kesinkes anti-emperyalist bir mücadele içinde
verilen ulusal kurtuluş mücadelesi ile mümkündür.
En çarpıcı örnek Vietnam’dır ki, buraya da sırayla Japonlar, Fransızlar ve en
sonu ABD emperyalizmi girmiş ve girerken Vietnam halkını “kalkındırmak”
bahanesi ile tümüyle “barışçı” hatta “insancıl” niyetlerle girdiğini iddia
ederek başlattığı “özel savaş” ile on binlerce Vietnamlıyı katletmekten geri
durmamıştır, şimdi Kürtlerin hamisi rolünü oynayan “demokratik” Batı
emperyalizminin pek “demokrat” vatandaşlarından ABD emperyalizmine “sana ne
Vietnam halkının kalkınmasından, istemiyorlarsa bırak, zorla kalkındırmak için,
insanları neden katlediyorsun? diye sormamıştır bile!
Aynısı Irak’ta da olmuştur; ABD emperyalizmi, kendi yetiştirmesi olan ve
emperyalist emelleri için az hizmet etmeyen Saddam’ı bir köpek gibi öldürmekten
ve yüz binlerce Iraklıyı katletmekten geri durmamıştır!
Hanginiz Irak’ta ABD emperyalizminin yürüttüğü özel savaşta katledilenleri
görüp de lanet okudunuz?
Aksine ABD emperyalizminin paralı askerlerine alkış tuttunuz; ABD emperyalizmi
kendi yetiştirdiği, kendi eliyle verdiği kimyasal silahlarla bir halkın üzerine
sürdüğü Saddam diktatörünü asarken zevkten dört köşe oldunuz; neden? Çünkü
Saddam’ın partisi Baas partisi idi!
Ya Libya’da Kaddafi’nin hunharca katledilmesi? Orada da ABD emperyalizminin
özel savaşı devrededir; ABD emperyalizminin “Büyük Kürdistan” projesi
devrededir; Kaddafi katledilince Libya özgürleşti mi, demokrasiye mi kavuştu,
yoksa ABD emperyalizmini mutlu eden bir ılımlı şeriatın pençesine mi düştü,
hanginiz soruyorsunuz?
Kara sicilli ABD emperyalizmi, Vietnam’da ve Irak’ta ve dahi pek çok yerde
katledemediklerinin hayatını cehenneme çevirmiştir ve Vietnamlı devrimciler,
kurtuluş savaşçıları, Vietnam halkı ile bir bütün olarak, tün hainliklere ve
ABD emperyalizmin insanlık dışı saldırılarına karşı hiçbir güç hesabı yapmadan,
onu Vietnam’dan kovana kadar mücadele etmiştir!
Bir düşün bakalım, Vietnamlı devrimciler, ABD emperyalizminin gücünü arkalarına
alıp, bir de ABD emperyalizminin işbirlikçisi Vietnam yönetimi ile bir
“kurtuluş” pazarlığına girişseydi, zafere ulaşabilirler miydi?
Vietnam’ın ulusal kurtuluş savaşçıları, ABD emperyalizmine ve Vietnam’daki
işbirlikçilerine karşı yürüttükleri savaşı şöyle anlatmışlardır:
“Bizim savaşımız ulusal kurtuluş ve ulusal savunma için, emperyalizmin haksız
ve saldırgan savaşına karşı Vietnam halkının ve ulusun çıkarına devrimin
hedeflerine varmak ve partinin siyasi çizgisini yerine getirmek için ve dünya
devrimi uğruna verilmiş bir haklı savaştır.”
Kürtlerin ulusal kurtuluş hareketi de çıkışında, Vietnam’ı örnek almıştır ama
daha sonra bundan hızla uzaklaşmış, güç hesabı yapmaya başlamış ve üstelik
dinci-gerici, osmanik-islamik bir renkle konuşlanmaya çalışan 12 Eylül
faşizminin işini kolaylaştırarak, bu rejimin dayattığı karanlığın içine
girmekte beis görmeyerek, uluslar arası sermayenin ve yerli işbirlikçilerinin,
velhasılı kelam ABD-AB emperyalizminin çıkarlarından başka bir şeye hizmet
etmeyen “ çözüm” tiyatrosundan Kürtlere bir “kurtuluş” düşeceği yanılsamasını
dayatmış ve doğallıkla da, elini güçlendirmek için, ya da güçlendireceğini
zannettiği için, ABD emperyalizminin dostluğundan ya da gücünden sebeplenmeye
çalışmıştır ve hâlâ da bu yoldan dönme işaretleri vermemektedir!
Öyleyse burada kafa karıştıracak bir durum yoktur; UKKTH, işin içine
emperyalizmin girmesini değil, emperyalizme karşı olunmasını, yani
anti-emperyalizmi var sayar!
Kafanı karıştırması gereken ise, birileri anti-emperyalizmi yüksek sesle
konuştuğunda, başka birileri neden hemen anti-kapitalizm çağırmaktadırlar ve
ilaveten bu anti-kapitalizm çığıranlar, gerçekte anti-kapitalizm içinde
midirler? sorusudur; yoksa bu baylar, kapitalizmden u- dönüşü yaparak ortaçağa
yönelen emperyalizmin politikalarıyla senkronize bir hareketin içinde oldukları
için mi, anti-kapitalizm çığırarak, anti-emperyalizm ekseninden uzaklaştırmaya
çalışmaktadırlar? Sorusu olmalıdır!
Oysa sosyalistler, anti-emperyalist mücadele sınıfsal olmalıdır derken tam da
anti-kapitalist mücadeleyi de içermesi gerektiğine işaret etmektedirler; ancak
bunun için sınıf tabanının yüksek olması gerekmektedir!
Öyleyse, hem sınıf tabanı yüksek ve hem de ezen ulusun devrimci hareketi ile
birlikte hareket ederek çözümler üreten bir anti-emperyalist mücadelenin başarı
şansı daha yüksektir. Bu, ezen ulusun içindeki anti-emperyalist dinamikler ile
birlikte hareket etmeyi de içermektedir.
Ulusal kurtuluş, iki ezilen ve sömürülen halkın kader birliğinde ve ortak
düşmana karşı kendi anti-emperyalist renklerinde ama bu renklerin bütünleşik
halinde mücadele etmelerindedir.
Bu nedenle nerede bir anti-emperyalist mücadele dinamiği var, hemen üzerine
çullanılmakta, anti-kapitalizm lafları fırlatılmaktadır!
Öyleyse, hem sınıftan kaçıp, hem de boğazına kadar her şeyin çözümünü Kürt
meselesine bağlayan KÖH muhiplerinin anti-kapitalizm lafları komik kaçmakta
değil midir?
Diğer yandan kapitalizmin artık tekelci düzene açılmış ve yerleşmiş olduğu;
tekelci düzeni ise henüz emperyalist olamamışsa bile, emperyalist senaryolara
sahip ve illa ki emperyalizm ile entegrasyonunu tamamlamış ve burjuva unsurları
tümüyle kendine bağlamış veya bağlayamadıklarını tümüyle karşı tarafa atmış
olduğu günümüzde, tekelci düzenin sahibi olan ezen ulusun egemenlerini
emperyalizmin içinde saymak, başka ifadeyle emperyalist saymak yerindedir ve
bu, ezilen ulusun sömürülenleri açısından da, ezen ulusun sömürülenleri
açısından da düşmanı netleştiren bir olgudur.
O halde anti-emperyalist mücadele olmazsa olmaz bir karakter taşımaktadır!
Ancak böyle dünya devrimine kapı açan bir bölge devriminin güçleri açığa çıkar
ve sıralanarak, birbirine eklemlenebilir; bunun harcı da elbette ki halkların
kardeşliğidir; bu, tarihin ilerleme çizgisinin üzerinde taşıdığı bir nesnellik
olarak görünmektedir; ancak, sabah akşam, federasyon, federalizm, konfederalizm
çığıran Kürtler, bu nesnelliğe gözlerini kapamaktadırlar!
İşte sınıfsal, yani sınıf tabanı yüksek, yani anti-kapitalizmi de beraberinde
taşıyan bir anti-emperyalist mücadelenin ufku bu yönde olmalıdır ve meseleye
sınıfsal bakanlar, anti-emperyalist mücadeleden söz ederken, bunu gözetirler ve
“anti-kapitalist bir anti-emperyalist mücadele diyoruz haa!” diye vurgu yapmaya
ihtiyaç duymazlar, sadece ve sadece bu ufka daha fazla odaklanırlar!
İşte bu yüzden, hızla akan tarihin taşıdığı bu nesnelliği gören ABD
emperyalizmi, bu devrimin başını doğmadan ezmek için, bölgede kanayan bir yara
olan ve çoğunlukla emperyalizmin çıkarları için kullanılmış olan ulusal sorunu,
kendi emperyalist senaryoları çerçevesinde "çözmek" ve sorun yaşayan
ve sorun yaratan ulusu, bağlı olduğu siyasi coğrafyalardan ayırarak, birbirine
ve bir büyük devlet ile bağlamak ama aynı zamanda kendisine bağlamak
istemektedir!
İşte bu yüzden de anti-emperyalist mücadele olmazsa olmaz bir karakterdedir!
Bence buradan başla ve şunu aklında tutarak başla; solcular, sosyalistler,
komünistler ve elbette ulusal kurtuluş mücadelesi veren devrimci –demokratlar,
dünya halklarını mahvetme konusunda kapkara bir sicili olan Amerikan
emperyalizmine karşı olmaktan hiçbir koşulda uzak duramazlar ve Amerikan
emperyalizminin de her zaman sola, sosyalistlere, komünistlere, işçi sınıfına,
sosyalizme, Marxizm-Leninizm’e ve elbette ezilen ulusun kurtuluş mücadelesine,
bu mücadele içindeki devrimci-demokratlara düşman olduğunu bilirler; bu yüzden,
Amerikan emperyalizmine karşı olmak için güç hesabı yapmazlar; bu bir görev ve
sorumluluktur; bunda güç hesabı yapılmaz!
Ve bilmeliyiz ki, ABD emperyalizminin bu bölge ile ilgili, başta Kürtler olmak
üzere, bu bölgedeki halkların hiç de hayırlarına olmayan, tam tersine onların
vazgeçilmez tarihsel çıkarlarına ters, kendi çıkarlarına ise uygun bir
“Kürdistan” politikası vardır; hem de uzun zamandır.
Ancak, Sovyet sosyalizminin çözülmesiyle, bu bölgenin tek yanlı olarak Amerikan
emperyalizminin egemenliğine terk edilmesiyle birlikte, pek fütursuz hareket
etmiş, “Kürdistan politikasını” bir an önce gerçekleştirmek için bütün
imkânlarını seferber etmiştir!
Bütün hesabı, bu bölgede ve sonra bütün dünyada bin yıl sürecek pax-Amerikanayı
tesis etmek olduğunu görmek için pek fazla zeki olmaya gerek yoktur!
Buna karşı çıkmaktan daha normal ne olabilir?
Amerikan emperyalizmine bu bölgede de karşı çıkmak, bizim de bir Kürt
politikamız olması demektir; bizim Kürt politikamızı ise Marxist-Leninist UKKTH
ilkesi şekillendirir ki bu politika kesinkes, hiçbir güç hesabı yapmadan Amerikan
emperyalizmine karşı olmayı gerektirir; bu, Amerikan emperyalizmine karşı olup,
diğerleri ile kanka olmak demek değildir; kapitalizme biat etmek hiç değildir;
ya da bu bölgede ABD emperyalizminin politikalarına karşı çıkıp, Rusya’nın
politikalarına biat etmek demek de değildir!
Amerikan emperyalizmine özellikle karşı olmamızı ise,antiemperyalist
tutumumuzdaki ilkesellik belirlemektedir.
Amerikan emperyalizminin bu bölgedeki her türlü düşmanca hareketin içinde olmadığını
kimse söyleyemez; bunu, “kendisine ve Kürt ulusal hareketine karşı her türlü
düşmanca hareketin içinde Amerikan emperyalizminin parmağı olduğu” yollu Öcalan
da söylüyordu; fakat şimdi, tıpkı Hakan Fidan’ın parmağını bu bölgede ya da
başka herhangi bir yerde milyonda bir bile bulmadığını söylediği gibi, Kürt
hareketinin devrimci damarlarına yönelik olarak ABD emperyalizminin de
parmağını herhangi hiç bir düşmanlıkta bulmamaktadır; aramamaktadır da!
Buradan hareketle bizim, Rusya’nın ABD emperyalizminin politikaları ile değil,
bizim politikalarımızla senkronize olmasına da itirazımız olmaz; ama Rusya ABD
emperyalizmi ile aynı çizgiye girerse o zaman onun da karşısında oluruz;
politikalarımızın düşmanı sayarız ve düşmanı da oluruz!
Ancak bu, solun, sosyalistlerin ilkesel olarak anti-emperyalist tutumundan bir
kıl bile koparmaz!
Emperyalizm bu dünyadan def edilip, ait olduğu yere gömülmedikçe, ne katastrof
finale güneş doğabilir, ne de ezilen sömürülen halklar ve sınıflar gün yüzü
gösteren bir kurtuluşu görebilir!
Amerikan emperyalizminin “Kürdistan” politikası ise, bu bölgenin tüm
halklarını, bir Kürt sorunu çerçevesinde ve tümüyle başta Amerikan emperyalizmi
olmak üzere diğer tüm emperyalist devletlerin ve işbirlikçilerinin çıkarlarına
kölece boyun eğdirilmesine yöneliktir. Bu yüzden, Amerikan emperyalizminin
“Kürdistan politikası”, bu bölgedeki bütün halkların ve devletlerin parça
pinçik yapılarak akılsızlaştırılmasını, sürüleştirilmesini, silahsızlandırılmasını
ve böylece anadan üryan bir savunmasızlık içinde Amerikan emperyalizmine kölece
boyun eğdirilmesini şart koşmaktadır!
Dediğim gibi, işte bin yıl sürecek olan pax- Amerikana tam da budur!
Bu politika, artık beş yaşındaki çocukların zekâsının bile idrak edebileceği
açıklıkta olan BOP’un-BİP’in ifadesidir!
Yani baş patronu ABD emperyalizmi olan; ya da ABD emperyalizmi ile bağlı devasa
büyüklükteki ve aynı oranda acımasız olan, paradan, sermayeden başka hiçbir
şeye tapınmayan küresel tekellerin hükümran olduğu emperyalist yenidünya
düzeninin ilk atlama tahtası olan bir yıkım projesinin ifadesidir!
Ve bu projede, Küresel emperyalizmin çok fena halde sıkışmış olduğunun, duvara
toslamış olduğunun, başka ifadeyle ilerleyecek bir genişlikten yoksun
olduğunun, bu yüzden de geriye, kapitalizmin tarihinin gerisine yönelmekten
başka çare göremediğinin, yani son derece korkutucu bir çaresizliğin işaretleri
vardır; o halde, birileri anti-emperyalizmi yüksek sesle konuştuğunda, başka
birilerinin anti-kapitalizm yollu seslerini yükseltmelerindeki kıymeti harbiyeyi
burada aramak gerekmektedir!
Buraya derinlemesine bakınca, Kürtlerin kapitalizmden çıkmayı değil, kapitalizm
sınırları içinde kalmayı ve bunu da emperyalizmin, özel olarak da ABD
emperyalizminin ipine tutunarak yapmayı hedeflediklerini görememek mümkün
değildir; bu, ancak körlüğe yatanların körlüğü ile görülemez; yani bunu
gerçekten kör olup, birazcık akıl taşıyanlar bile görebilir!
Bu yüzden geç gelmiş dahi birey Öcalan, “Kapitalist modernitenin”, yani
kapitalizmin karşısına yalnızca “demokratik” moderniteyi, yani küresel
emperyalizmin, çıkarlarına hizmet eden türden “demokratik”liğin ifadesi olan
bir “demokratik”liği içeren kapitalizmi koymaktadır; yani moderniteyi
istemeyen, ulus-devleti istemeyen, etnik ya da dinsel cemaatleri, bir ümmet toplumunu
koymaktadır; bu yüzden, bir TKP artığı olan ve bir Öcalan muhibbi olan
Sarısözen, ümmet toplumu ile sosyalizmi özdeşleştirmektedir; “demokratik özerk
komün” ütopyası da buna pek uygundur!
Bu kapitalizm, yani “demokratik modernite”, ABD emperyalizminin yöneldiği
modern feodalizmin ifadesi olan emperyalist yenidünya düzeni ile ve bunun
ideolojisi olan kozmopolitizm ve ulusal nihilizm ile uyumludur!
Yani kısaca, “kapitalist modernite” de ”demokratik modernite” de kapitalizmin
ifadesidir ama HDP de, KÖH de, Öcalan da ve elbette türlü çeşit muhipleri,
tilmizleri ve hatta “komünist” gömlekli müttefikleri de bundan bihaber
görünmektedirler!
Ve bu baylar, hep bir ağızdan, anti-emperyalizm diyenlerin üzerine çok
kolaylıkla anti-kapitalizm fırlatmaktadırlar!
Fırlattıkları bir Amerikan mandasıdır!
Kürt halkına vaad ettikleri “kurtuluş”ta, ne sosyalizm vardır ne de vaad
ettikleri “kurtuluş”, sömürüyü, sermayeyi ve sermayedarı dışlamaktadır;
dışlanan, yerine bir etnik ya da dinsel tarikat toplumunu, bir ümmet toplumunu
ikame etmek üzere ulus-devlettir, laik cumhuriyettir; sömürü ile sermaye ve
sermayedar yerli yerinde kalmaktadır!
Sosyalistler ise anti-emperyalizmle anti-kapitalizmi kesinkes birbirlerinden
ayırmazlar!
Demek ki, KÖH’ün muhipleri, geç gelmiş özgün bir filozof edası ile “ hakiki
sosyalist”lerin en geri ve gerici olanlarının felsefi nakaratlarını tekrar eden
Öcalan’ın tilmizleri fena halde kafa karıştırmaktadırlar; bunun için köylü
kurnazlığında sınır tanımamaktadırlar!
Sanki sosyalistler, dinci-gerici, osmanik –islamik 12 Eylül faşist
diktatörlüğünün özel savaşçılarının Kürtlere uyguladıkları vahşi katliamları
onaylıyormuş gibi, eleştirilere tahammül gösteremeyen KÖH muhipleri şimdi
ortada olan acı bilançoyu önümüze fırlatmaktadırlar ve utanmasalar bunun
sorumluluğunu eleştirici sosyalistlerin omuzlarına yükleyeceklerdir; oysa
buraya durup dururken ve bir melaikenin, aniden bozulup deccale dönmesiyle
gelinmedi; buraya gelirken yollara döşenen taşlarda KÖH’çülerin fena halde
sorumluluğu, hatta suç ortaklığı vardır; hepsi bir yana, en son anayasa
referandumunda KÖH’çüler “BOYKOT” oyunu ile ki o zaman Gün Zileliler de başka
cephede aynı “BOYKOT” oyunu ile buna omuz vermişti, şimdi son gaz
konuşlanmasını sürdüren dinci-gerici 12 Eylül faşist diktatörlüğüne bütün
yolları açmasında yardım etmeleri, tarihe hiç de sevimli harflerle
kaydedilmedi!
Şimdi “faşist diktatörlük” yollu feveran edip, Türkiyenin emekçi halkını ayağa
kalkmaya çağıran ve ayağa kalkmazlarsa İstanbul’un da, Ankara’ nın da velhasıl
Türkiyenin bütün metropollerinin de birer Diyarbakır olacağını, yani kana
bulanacağını, yani TAK’ın devreye gireceğini “müjdeleyen” KÖH’çüler, onca zaman
“çözüm süreci” diye diye helak oldular; “barış olsun, analar ağlamasın “
,”savaş bitsin, kardeşlik olsun” diye diye festivaller düzdüler; aman “çözüm
süreci” zarar görmesin diyerek tarihe “Gezi direnişi” olarak geçen halk
hareketine bile bigâne kaldılar; ancak iş işten geçtikten, biber gazı
eşliğinde, bakkaldan ekmek almaya giden çocuklar bile katledildikten sonra, o
da “Taksim Ergenekonculara bırakılmasın” yaklaşımı ile ucundan dâhil oldular!
Daha düne kadar, bugün de olduğu gibi güç hesabı yaparak ve dolayısıyla
kapitalizmin, emperyalizmin güçlü ve yenilmez olduğunu kabul ederek, burnumuzun
dibinde seyredenlere bigâne kalıp, ulusal sorunun çözümünü, ezen ulusun
egemenleri ile ve düzenlerinin yönetimi ile ve aynı zamanda emperyalizmin baş
aktörünün destek ve denetimi altında yürütülen bir "barış" a
endekslemiş durumdaydılar!
Hani nerde barış, barışa ne oldu? Diye sormayacağım ama o zamandan beri
sosyalistlerin dediklerini hatırlatacağım!
Bu toprakların gerçek sosyalistleri, tek tek savaşları bitirmenin solun,
sosyalistlerin, devrimcilerin elinde olmadığını, aksine onların dışında
olduğunu; devlet başkanlarının ya da hükümetlerin birbirlerine gıcık
olmalarının sonucu da olmadığını; sınıf mücadelesinin bir sonucu olduğunu
söylediler; Kürtlere yönelik yüz yıllardır süren düşmanca tutumların, Kürt
halkına ya da liderlerine veyahut da pala bıyıklarına, şalvarlarına yönelik bir
gıcıklığın ifadesi değildir, tümüyle sınıfsal nedenlerden sürdürülen bir
kontrollü düşmanlığın ifadesidir; sömürü düzeninin temellerini sağlamlaştırmak
üzere sürdürülen bir sınıfsal politika nın ifadesidir; bu yüzden çözüm de
sınıfsaldır; sosyalistler bunu söylediler!
Köylü kurnazlıkları ile bir yere varılamayacağını ve bu yüzden savaşa rağmen
kardeş olmak gerektiğini, savaşın Kürt halkının da Türk halkının da dışında
olduğunu, ama kardeşliğin her iki halkın içlerinde olması gerektiğini, buna özen
gösterilmesi gerektiğini söylediler!
Kürt sorununun çözümündeki düğümün kardeşlikte olduğunu ve kardeşliğin özünün
de pekiştireninin de antiemperyalist mücadele olduğunu; Emperyalizmin ipine
tutunmak olmadığını söylediler!
Ezilen ve sömürülen halkların emperyalizme karşı kararlı ve sarsılmaz bir
kardeşlikle birlikte mücadelesi olmadan, ne Kürt halkının kendi kaderini tayin
hakkını özgürce gerçekleştirmesinin, ne de Kürtlerin ulus olarak gelişimini ve
formasyonunu tamamlamasının mümkün olabileceğini vurguladılar!
Halkların kardeşliği, her zaman Anti-emperyalist mücadeleyi içerir!
Fakat Kürtler hiç birini dinlemediler, Kürt halkının da duymasını, dinlemesini
engellediler; sadece “demokratik” şuruplu vaazları dinletmeye çalıştılar!
Bugün ise, tam da sosyalistlerin dedikleri noktaya geldiler ama sırf
sosyalistlerin dediklerine gelmemek için, tam içinde oldukları, ayak
parmaklarına kadar hissettikleri için feveran ettikleri bu noktayı yanlış
değerlendirmeyi tercih ediyorlar ve bunu da, Boochin’den, şundan bundan ithal
“teori”leri vaaz ederek örtmeye çalışıyorlar!
Daha açığı, hatta apaçığı, Türkiye’nin bir Tanzimat öncesi karanlığın içine
sokularak, bütün emekçilerin sınıf kimliklerinden arındırılıp, ümmet haline
getirilmesine, böylece köle ticaretinin dinsel fetvalarla serbest ticaret
mekanizmasının içine sokulmasına, yani Türkiye’nin laik cumhuriyetinin yerine,
dinci-gerici, osmanik-islamik bir ümmet rejiminin ikame edilmesine göz yumarak,
hatta buna destek olarak, hatta ve hatta bu çerçevede kendisini de dizayn
ederek hareket etmekten vaz geçmedikleri için, işi hâlâ yokuşa sürüyorlar, bir
türlü, sosyalistlerin doğruluğu ayan beyan ortada olan dediklerine gelmemek
için kafa karışıklığını politika sayıyorlar; yeter ki, “çözüm masasına” dönme
ihtimalleri tümüyle ortadan kalkmasın!
Velhasılı kelam, KÖH’çülerin peygamberi Öcalan’ın bizzat kendisinin sözleri ile
AKP yi ve elbette dinci-gerici, osmanik-islamik 12 Eylül faşist diktatörlüğünü,
çoktan ABD emperyalizminin şefkatli kollarına sarılan KÖH’çüler palazlandırmış,
bugünlere getirmiştir!
Diğer yandan hâlâ bizzat PKK’nin yetkilileri tarafından bile “yanlış” olarak
niteledikleri “hendek” siyasetine yöneltilen hiçbir eleştiriye tahammül
edemeyen KÖH muhipleri, utanmasalar bu işin sorumluluğunu da eleştirici sosyalistlerin
üzerine yıkacaklar!
Yani kafa karışıklığı ile köylü kurnazlığı arasında sıkışıp kalan biraderim,
savaş zamanı da “barış zamanı” da uygulanan politikaların özü bir ve aynıdır;
zalimlerin, sömürücülerin, kâr hırsları için dünyayı kana bulamaktan
çekinmeyen, dünyaya hükümdar olmak isteyen egemen sınıfların ve emperyalist
devletlerinin ezilen ve sömürülen halklar üzerindeki egemenliklerini sürdürmek,
buna yardımcı olmayan devletleri zaptı rapta almak için uyguladıkları
politikalardır; barış zamanı, bu politikalara biat etmeyen halka biber gazı
sıkılır, plastik mermi atılır, soğuk bir sinsilik içinde, köşe başlarında
pusular kurulur, ambargolar uygulanır, bu işe yaramazsa, ekonomik - politik
ayak oyunları ile ezilen sömürülen halklar, sınıflar zapt edilemezse, dünyanın
sonsuza kadar hükümdarı olmaktan vazgeçmeyen büyük büyük sermayedarların ve
emperyal düzeneklerinin başka çaresi kalmaz ve “barış zamanı” uyguladıkları
politikalarını, çok daha büyük bir şiddet ile yani savaş ile uygulamaya
çalışırlar; bu şekilde uysal olmayan, emperyalist pax’a boyun eğmeyen
ezilenleri, sömürülenleri ve buna yardımcı olmayan devletleri zapt-ı rapta
almaya çalışırlar!
İşte bu bölgede olan tam da budur ve KÖH muhiplerinin bu durumun yanlış bir
değerlendirmesini yapmaları, saçma sapan teorilere, mesela Boochinîn veya
Kropotkinin vb. anarşist düşüncelerine sahip olmalarından değildir; bunlar
bahanedir; yanlış değerlendirmelerde ısrar etmeleri, Amerikan emperyalizminin
gözlüğü ile baktıkları içindir; eğer öyle olmasaydı, onca turnusole rağmen,
hatta şimdi hep bir ağızdan onca zaman “ çözüm süreci” zarar görmesin
gerekçesiyle sırtlarında taşıdıkları ve kritik anlarında yardımına koştukları
AKP hükümetini ve RTE’yi “faşist diktatör” olarak ilan etmelerine ve Türkiye’nin
emekçilerini buna karşı ayağa kalkmaya çağırmalarına rağmen hâlâ eleştirilere
karşı azgın bir haleti ruhiye içinde saldırmazlardı!
Eğer öyle olmasaydı, hâlâ dün yani Evren diktatörlüğünün en azgın zamanında,
Türkiye’nin devrimcilerini püskürttüğü bir zamanda, Kürt hareketinin yanında
olup, bugün Kürt hareketinin dün bulunduğu yerde durmadığından hareketle KÖH’ü
ve politikalarını eleştiren, hatta karşı duran sosyalistleri en büyük düşman
ilan edip, dün Kürt hareketinin Evren diktatörlüğüne kök söktürdüğü zamanda, Eylülist
diktatörlüğün Kürtlere sınıf kini yanında ırkçı bir kin ile de saldırıp,
Diyarbakır zindanlarında işkencelerden geçirdiği, katlettiği zamanlarda Kürt
hareketinin de Kürt halkının da yanında olmayan ama Eylülist rejimin uysal
“solcu”ları ,”sosyalist”leri olan ve şimdi ise tümüyle ABD emperyalizminin ve
dinci-gerici, osmanik-islamik 12 Eylül faşist rejiminin işçi ve emekçi düşmanı,
bilim düşmanı, aydınlık düşmanı, laiklik düşmanı, cumhuriyet düşmanı
politikaları ile senkronize hareket eden KÖH’ün en sadık destekçisi rolünü
üstlenen “yetmez ama evet”çi türünden bilumum sahte sol-sosyalist gömlekli
zevatı çatılarının altında toplamaz, onların hiçbir zaman sahip olmadıkları
“sosyalist” renkleri ile kendilerine devrimci bir renk vermeye ama gerçekte
yobazizmin karanlığına girmeye çalışmaz, bu şekilde Kürt halkını ve Türkiye’nin
devrimcilerini kandırmazdı dün de, bugün de Kürt halkının vazgeçilmez tarihsel
çıkarlarının savunucusu olan, KÖH’e yönelik eleştirilerini de Kürt halkının
vazgeçilmez tarihsel çıkarlarının yanında olmalarının gereği olarak yönelten
sosyalistlere kulak verirlerdi!
Yani mesele, salt somut durumun yanlış bir değerlendirmesini yapmak, saçma
sapan teorilere sahip olmak, yani senin de çabucak içinde olduğunu kabul
etmekte zorlanmadığın karışık-bulanık bir kafaya sahip olmak değildir; mesele
tümüyle ezilen, sömürülen halkların, sınıfların düşmanlarına ait politikalarına
biat etmiş olmaktır!
Elbette kafa karışıklığı da var ve azımsanmayacak boyuttadır ama bu
kendiliğinden olan bir durum değildir ve KÖH muhiplerinin asıl maluliyetleri bu
değildir; onlar, ABD emperyalizminin politikaları ile bile isteye senkronize
hareket etmekle maluldür!
Kimse kafası karışık doğmuyor; kafa karışıklığı, maddi üretim araçlarını elinde
tuttuğu için, zihinsel üretim araçlarını da elinde tutan sınıfın, yani ezilen
ve sömürülen halkların, sınıfların doğal olarak düşmanı olan sınıfın, bu
zihinsel üretim araçlarından yoksun olan halkların, sınıfların çocuklarının
akıllarını, düşüncelerini kendisine tabi kılmak için türlü çeşit yönteme
başvurması ile mümkün olmaktadır!
Haliyle bu düşmana ait politikalarla senkronize hareket eden KÖH muhiplerinin
de bu çeşitli yöntemleri kullanarak, yüzünü Kürt sorununa dönmüş olan ve
gerçekten de çözümü konusunda kaygı duyarak düşünce geliştirmeye çalışan ezilen
ve sömürülen halkların, sınıfların çocuklarının akıllarını karıştırmaya
çalışmaları, bunun için burada olduğu gibi, muhtemelen senin de içinde olduğun,
daha doğrusu taze ya da tazelenmiş bir üye olarak yerini aldığın bir tartışıyorumculuk
tiyatrosunu, kendilerine has bir köylü kurnazlığı içinde oynamaları kaçınılmaz
olmaktadır!
Bize de bu köylü kurnazlıklarının yarattığı akıl karışıklığını berraklaştırmak
düşmektedir!
Ama nedense, alt alta dizdiğim onca cümle ile gerçeklerin aynasını tutmama
rağmen, senin akıl karışıklığının değişmeyeceğini düşünüyorum ama yine de
gerçekten Kürt meselesinde Kürt halkının vazgeçilmez tarihsel çıkarları
temelinde bir çözüm konusunda hassasiyetin varsa, şu tartışıyorumculuk
oyunundaki elmanın bir parçası mısın, yoksa gerçekten aklın mı karışık bir
düşünmelisin; bunu delikanlıca düşündüğün takdirde, kafanın karışıklığının
yerini, berraklığın aldığını görmekte zorlanmayacaksın; ama
"tartışıyorum" culuk oyununun köylü kurnazlarından biri isen, ya da
en azından bu yönde pratik yapıyorsan, bu dediklerimden sonra eminim sende de
bir Ulak fobisi, ya da düşmanlığı tez zamanda hâsıl olacaktır!
Bakalım, göreceğiz!
Fikret Uzun
28-02-2016